BASIN AÇIKLAMALARI

TÜM BASIN AÇIKLAMALARI
Başkan Tugay ŞAHİN

HERKES İÇİN ADALET, ADALET İÇİN AVUKAT!

İnsanlar devletten korkutuğu zaman, zorbalık.. devlet insanlardan korktuğu zaman, özgürlük vardır. // Thomas Paine...

BAŞKAN
Av. TURGAY ŞAHİN

devamı

BASIN AÇIKLAMASI

BASIN AÇIKLAMASI

Sivil Anayasa mutlaka yapılmalıdır.

Darbe dönemi ürünü 1982 anayasası âdeta daha yapıldığı ilk günden bu yana

değiştirilmesi istenen bir Anayasadır. Türkiye’de 1982 Anayasası döneminde Anayasa değişikliği tartışmaları “gündemin değişmeyen konusu”  olmuştur. 1982 Anayasası akademisyenler, uygulayıcılar, siyasal partiler, dernekler, sendikalar, basın yayın-organları tarafından şiddetle eleştirilmektedir .

1982 Anayasasının kötü bir anayasa olduğu artık genel kabul görmüş bir kanıdır.

1999-2000 Adlî Yıl Açış konuşmasında dönemin Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, “Anayasanın meşruluk debisinin neredeyse sıfıra yaklaştığını söylemiştir.

Bilindiği gibi 12 Eylül Darbesi yargılanmış ve darbeyi yapan isimler mahkum edilmişlerdir.

Ancak ne acıdır ki şu anda suç işledikleri kamu vicdanında da sabit kişilerin yaptığı anayasa ülkenin esas teşkilatını belirlemektedir.

1982 Anayasasının milli egemenliği sınırlayan ve adeta egemenliği milli iradeden kaçıran yaklaşımı sayesinde bir çok vesayet kurumu ortaya çıkmış; bunlardan birisi bertaraf edildiğinde bir başkası onun yerini almıştır.

Askeri vesayetin ortadan kalkması ile birlikte yargı vesayetinin ortaya çıkarılması bunun en çarpıcı örneğidir.

367 Kararı ile Cumhur Başkanlığı seçimini kilitleyen ve toplumun bir kesimine bazı makamları yasaklayan Anayasa Mahkemesi vesayeti nedeni ile Cumhur Başkanının halk tarafından seçilmesi sistemine geçilmek durumunda kalınmıştır.

1982 Anayasasının Cumhur Başkanına tanıdığı icrai yetkiler/ yürütmenin başı olarak tanımlanması gibi sebeplerle Türk Siyesi Sistemi zaten tam anlamı ile tipik bir parlamenter sistem özelliğinde olmaktan uzaktır.

Şu anda Anayasanın tanıdığı yürütme erkine ilişkin icrai yetkilerle donanmış bir Cumhur Başkanının bir de doğrudan halk tarafından seçiliyor olması ile tam anlamı ile ülkemize özgü, “Türk Tipi” bir siyasi sistem mevcuttur.

Ancak bu sistemin tutarlı, iyi işleyen, denge-fren (Check-balance) mekanizması ile sağlama alınmış, kuvvetler ayrılığı ilkesinin belirgin biçimde işlediği bir hale getirilmesi ve bir sistem tercihinde bulunulması gereklidir hatta zorunludur.

Demokratik Siyasi Sistemleri şöyle sıralayabiliriz:

  1. Meclis Hükümeti
  2. Parlamenter Sistem
  3. Yarı Başkanlık Sistemi
  4. Başkanlık Sistemi

Kuşkusuz ki ülkenin ve coğrafyanın özellikleri, toplumun yapısı ve bu yapının homojen veya heterojen olması gibi veriler sistem belirlemede önemli rol oynamaktadır.

Bir de ülkelerin geleceğe dair beklentileri bu konuda belirleyicidir.

Örneğin AB. ülkeleri içinde yer alan Yunanistan ve İtalya parlamenter sistemi kabul etmekle birlikte bir türlü siyasi istikrarı yakalayamamış ve gerek siyasi gerekse ekonomik çalkantılarla yaşayan bir  ülke pozisyonundadırlar. İtalya bu çalkantıdan çıkmak için koalisyonu imkansız hale getiren (basında yasaklayan olarak yer aldı) bir düzenlemeyi getirmiştir.

Görüldüğü gibi İtalya tarihi bir dönemeç noktasında tercihini parlamenter sistemden yana kullanmış ama siyasi sistemin istikrarı için güçlü tek parti iktidarlarını sağlayacak bir ara çözümü benimsemiştir.

Burada önemli olan güçlü, etkili ve istikrarlı bir ülke  ve sistem gerekliliğidir.

Anayasa değişiklikleri ve sistem tartışmaları ortaya konduğunda hedeflerin de belirlenmesi zorunludur…

Tabi ki insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi hedefler önceliklidir. Ancak mevcut tüm demokratik sistemlerde bu hususlar olmazsa olmaz mesabesindedir ve sistem tercihi bunların önemini ya da önceliğini değiştiremez.

Terörün ülkemizi hedef aldığı bu günlerde, yakın çevremizde devletlerin fiilen ortadan kalktığı, sınırların anlamını yetirdiği, derin bir etnik/mezhepsel çatışmanın boy gösterdiği ortadadır.

Bu çerçevede Türkiye’nin coğrafyamızın tek demokratik, insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olma vasfını güçlendirerek devam ettirmesi, aynı zamanda büyüyen, etkili ve güçlü bir ülke olması gerekliliği tartışmasızdır.

Bu veriler ışığında herkesin ve her kesimin elini taşın altına sokarak ülkemizin ve milletimizin âli menfaatleri doğrultusunda makul ve uzlaşmacı bir çizgide buluşması ve “meşruiyet debisi sıfıra yaklaşan” bu anayasayı değiştirerek sivil ve demokratik bir anayasa yapılmasına destek/katkı vermesi elzemdir.

Azgınlaşan ve güvenliğimizi tehdit eden teröre karşı tek vücud olmak zorunluluğu izaha gerek duyulmayacak kadar açıktır.

Bu süreçte devletimizin, ülkemizin ve milletimizin yanında yer almak gereklilik ötesinde zaruridir.

Teröre ve terör örgütüne destek anlamına gelebilecek her türlü tavır, duruş yahut açıklamadan uzak durulmalı, canları pahasına bizim rahat ve güvenliğimiz için çalışan güvenlik güçlerimizi zafiyete uğratacak, moral ve motivasyonlarını bozacak tutumlardan uzak durulmalıdır.

Terör nedeni ile şehit olan tüm güvenlik görevlileri, eğitim ve sağlık personeline; acımasız terörün elinde can veren sivil yurttaşlarımıza Allah’tan Rahmet diliyoruz.

Terör hedefine ulaşamayacaktır.

Aksini düşünenler yanıldıklarını geçmişte olduğu gibi bu gün de göreceklerdir.

Bu noktada bizim safımız ülkemizin, devletimizin ve tabiî ki aziz milletimizin yanında olmaktan ibarettir… 14.01.2016